KapıKapı  AnasayfaAnasayfa  İletişimİletişim  SSSSSS  AramaArama  Kayıt OlKayıt Ol  Giriş yapGiriş yap  
Duyuru
Değerli dostlar,
Sitemizi açtık. Mazimiz kadar temiz bir
sayfa üzerine letâif-i aşere yazdık ve devam ediyoruz.
İnşallah letaif.net yani nam-ı diğer talebe.forumzen.com
o vasat çizgisini hiç aşmadan ömrünü sona erdirecek.

,
 
Desteğini bizden ve birlikteliğimizden hiç esirgememiş,
o vefalı dostlara selam ile,
 
 
Editör
En son konular
» Ahir zaman alametleri
Dün 13:14 tarafından asa_i_musa

» turuncular..
Paz 20 Nis. 2008 - 17:47 tarafından cagri444

» erkeklerin arkadaşlıklıkları : )
Paz 20 Nis. 2008 - 17:45 tarafından cagri444

» Münir Derman (k.s.)
Çarş. 16 Nis. 2008 - 23:58 tarafından materyalite

» Muzaffer Özak Hz. Fransa Zikri
Çarş. 16 Nis. 2008 - 23:05 tarafından materyalite

» Esmer Hüzün - Mehmet Şamil Baş
Çarş. 16 Nis. 2008 - 15:55 tarafından Nezaketen

» Aysel Git Başımdan
Çarş. 2 Nis. 2008 - 13:14 tarafından mahzen

» Namaz hareketleri ne mana ifade ediyor ?
Paz 30 Mart 2008 - 21:54 tarafından Remziye

» Youtube'ye Nasıl girilir...
Paz 30 Mart 2008 - 18:02 tarafından mahzen

» VERA / Şahitlik ve Şehadet Gecesi
Paz 30 Mart 2008 - 17:52 tarafından Hazn

» Namazı erteleyenler için
Paz 16 Mart 2008 - 0:42 tarafından NUR CIFTCI

» ADI GÜZEL KENDİ GÜZEL MUHAMMED-Cemalnur SARGUT
Cuma 14 Mart 2008 - 12:52 tarafından uhuvvet

» ''Mutlu Ol! Bu Bir Emirdir...''
Cuma 14 Mart 2008 - 12:31 tarafından uhuvvet

» yorumu olan varsa lütfen!!!!
Paz 9 Mart 2008 - 18:06 tarafından NUR CIFTCI

» Münzevi Çığlık - Neşe Yeşilova
Cuma 7 Mart 2008 - 21:50 tarafından mahzen

Anahtar-kelime
nur tanıtım iletişim sözler namaz chat risale abi cumhuriyet ilahi zikir vidyo zati bir ILAHILER telçeker rezalet hüsrev site söz birlikteliği ney allah beddua necmi gönül
mahzen
letaif bekliyor /bekleniyor
 
 
Kitap Tavsiyeleri
www.kitapyurdu.com'dan satın al www.kitapyurdu.com'dan satın al www.kitapyurdu.com'dan satın al
Ali Bizim Şahımız /Muharrem
Perş. 17 Ocak 2008 - 20:14 tarafından Editör
Ali Bizim Şahımız

Muharrem yaklaşıyor...Yakında Kerbela'da 'cennet yiğitlerinin seyyidi olan Hz. Hüseyin'e kıyıldığı hüzün günleri başlayacak.
'Ben hüzün peygamberiyim' diyen Allah Elçisi'nin modern zamanlardaki en
büyük sevdalısı Mehmed Akif Ersoy'un diliyle söylemenin vaktidir :
'Yıllar geçiyor ki yâ Muhammed/Aylar bize hep Muharrem oldu/Akşam ne güneşli geceydi/Eyvah o da leyl-i mâtem oldu'
Muharrem kutlu ayların en kutlusu, hüzünlü günlerin en hazinidir.
Ali'nin gözünün nurlarından dördünün cennete uğurlandığı aydır.
Kerbela'da şehitlerin şahı Hüseyin dışında Hz. Ali'nin dört evladı daha
şehid olmuştur ve üçünün adı şöyledir : Ebubekir, Ömer, Osman.
Ali, Allah'ın sonsuz ve mutlak isimlerinden bir isimdir. Manası yüce
demektir. Ali, yücedir, Yüceler Yücesi'nden alır yüceliğini. Ali bizim
şahımızdır. Şah, sultandır. Ali, velayet sultanıdır. Ali'ye en çok
yakışan sıfat veli'dir. Veli, dost demektir, Asıl Dost'a yakın
olmaktır. Ali, yücedir, manevi kişiliğiyle semaya yükselmiş, Rahman
isminin arşı kuşatan bulutuna girmiş, bir adalet ve merhamet yağmuruna
dönüşmüştür. Ali ile Fatıma, dünyanın en yoksul ailesidir.
El-Hüseyni'nin dediği gibi, 'fakirlik insanı Allah'a ulaştıran en güzel
yoldur' Ali bu yolun şahıdır. 'Allah'ı gördün mü? O görünür mü?' diye
sorulduğunda, 'ben görmediğime inanmam' diyen bir sultandır Ali. Bu
ihsan düzeyidir. O'nun çağımızdaki büyük varisi Bediüzzaman bunu, 'gayb
perdesi açılsa yakinim ziyadeleşmez' şeklinde aktarır.
Ali, Yücelerden de Yüce Olan'ın Gayret kubbesinde gizlenmiş büyük
abdallardandır. Abdal, bedel'den gelir. Allah kamil insanı yaratır ve
dünyayı temsil yükünü ona verir. Görevi bitip, ömrü sona erdiğinde
yerine başka bir yetkin insanı yaratarakonunla değiştirir, bedel yapar.

Ali, Meryem makamının en büyük varisi ve 'kevser'i olan Fatıma'nın
yareni, sevgilisidir. Fatıma, iffetin diğer adı olan Betül'dür, Ali'nin
gözünün nurudur. Ali, Fatıma'nın nuru ile görür, Fatıma Ali'nin
kulağıyla işitir.
Fatıma cemale yürüdükten sonra evlenir ve aynı zamanda Ömer'in damadıdır Ali.



Hz. Ali, yoksulluğun, adaletin, irfanın ve barışın/esenliğin sultanıdır.
Bir gün hiç paraları yokken, sadece altı dirhem parası varken ve
çocuklarına yemek almaya giderken yolda kavga eden iki insan gördüğü
zaman Hz Ali "Niçin kavga ediyorsunuz? Şu alemde Allah'ı düşüneceğiniz
yerde niçin birbirinizle mücadele ediyorsunuz?" dediğinde adamlar "Biri
diğerinden altı dirhem alacağı için kavga ettiklerini söylediğinde Hz
Ali son kuruşuna kadar çıkarıp onlara verdi. Evine geldiğinde eli boş,
karıcığı ona baktı ve dedi ki "Ya Ali, hiç mi bir şey almadın?" "Ama
ara düzelttim ya Fatma" dedi. Hz Fatma'nın yüzünde derler nurlu bir
gülümseme belirdi. Memnundu kocasının bu güzel hareketinden. Daha sonra
Hasan'la Hüseyin ağlamaya başladılar açız diye. Yola çıktı Hz Ali bu
acı manzaraya dayanamazdı. Yolda bir adama rastladı derler. Elinde
besili bir deve "Ya Ali bu deveyi sana satmak isterim, ucuza
satacağım." "Param yok" der Hz Ali. "Olsun" der adam. "Bu deveyi sana
vermeyi çok istiyorum.150 dirhem bu deve. Al sonra ödersin." Alır Hz
Ali 150'ye o deveyi. Yolda giderken başka adama rastlar. O adam, "Ya
Ali" der, "Ne güzel bir deve bu. Ben bunu 300'e alayım ne olursun
reddetme beni." Hz Ali "ama ben bunu 150'ye aldım" der. "Olsun, ben çok
beğendim bunu" der. Ve 300'e alınca evine pek çok yiyecek getirdikten
sonra Peygamber'in huzuruna çıkar. Sevgilisinin huzuruna, sevgilisinin
hakikatinin yanına. Peygamber güler, "gel" der, "şu deve hikayesini
anlat ya Ali". Anlatınca da der ki: "Sen ki ara düzelttin. Allah
Cebrail'i ile sana deveyi sattı. Mikail'i ile de satın aldı. Her kim ki
ara yapar, birleştirir, düzeltir, ikilikten insanları kurtarırsa o
bendendir ya Ali." İşte böyle bir babanın evlatları, böyle bir babanın
evladı ikilik çıkarır mı? Onların ikisinin de bütün hakikatleri sadece
birlik ve tevhit içindi.
Cemalnur Sargut hanımefendi, Hz. Ali'nin ve Beyt Ehli'nin bu sırrını,
mürşidi Kenan Rıfai'den naklen ne güzel anlatır :
Hz İbrahim de Beyt Ehlidir, Hz İsmail, belki de Hz Adem'den başlamış
bir şeydir Ehl-i Beyt. Allah'ın Kabe'sini, Beyt'ini yapmak, onlarla
başlamadı mı? Beyt Ehli'nin en güzeli olan Hz Ali Peygamber'le birlikte
o yüce Kabe'nin içinde putları kırarken Peygamber Efendimizin o mübarek
boyu ise putları kırmaya yeterken, bastonu da elindeyken Hz Ali'yi
omzuna almak istemişti. Hz Ali'nin sapsarı bir yüzle "edep ederim,
nasıl çıkarım ki o omuza" deyişi Hz Peygamber'in "el emri fevkal edep,
benim emrim senin edebinden üstündür" hitabı ve Hz Ali'yi omuzuna
alarak putları kırdırışı, ömrü boyunca Ali makamındaki çeşitli
sultanların bu aleme gelerek Peygamber'in manasının omuzunda içimizdeki
putları kırdığının delili değil midir? Asıl Yezit içimizdedir.
Tarihteki Yezit, nefs-i emaremizin mücessem halidir. Yezit her isteğini
almaya alışmış, Hüseyin Allah'ın her istediği şeyi vermeyi
kabullenmiştir. Aradaki fark budur. Ruh verici, maalesef nefis
alıcıdır. Görünüşte nefis ruha hakim gibi görünse de bu mana sonsuza
kadar ruhun nefis üzerindeki tecellisinin anlatımıdır. Kenan er-Rifai
devrinde Muharrem'in 10. gününde tekkelerde 10. gün merasimleri
yapılırmış, herkes ağlayarak Fuzuli'nin, o yüce sultanın, Hz Hüseyin'in
ayak ucunda yatmayı isteyen ve ona doğmadan güneş üzerimde doğmasın
diye yalvaran o yüce sultanın Hakikat-i Süeda (Saadete Ermişlerin
Bahçesi) adlı kitabını okurlarmış. Fakat bir gün dışarıda bir simitçi
dışarıya çıkan bir adama rastlamış. Adam kibirli bir tavırla simitçiye
"içeride ne kadar güzel bir kitap okunuyor, bakın Ehl-i Beyt anılıyor,
sen niye buradasın" demiş. Simitçi, "Öyle mi?" demiş. "Evet" demiş adam
kibirli bir şekilde. Simitçi "Ya Hüseyin" demiş can vermiş. Hocam
derler ki; Hüseyin aşkı, Hüseyin'i sevmek demek nefsini vermek
demektir.
İşte bu güzellik içerisinde bu iki sultan, isimlerinin anlamı güzellik
olan Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin büyüdüler ve geliştiler. Sanki tasavvufi
irfanın manası Hz Ali ile Hz Fatma'nın evliliğiyle zuhur etmiştir.
Onlar her şeyin azını istediler, onlar sırat-ı müstakimi dilediler.
Onlar bu konuda bile belki bütün insanlık aleminin çekeceği sıkıntıları
yüklendiler. Çok fakirdiler. Bir gün bayram günü kıyafet istedi iki
sultan Hz Hasan'la Hüseyin, derler. Derken Cebrail'in bile gözünü
yaşartan istekler onun iki tane bembeyaz elbiseyi getirip Peygamber
Efendimize hediye etmesiyle neticelendi. Ama çocuklar çok tatmin
olmadılar- "Biraz renkli olsaydı" diye ağlamaya başladılar. Peygamber
şaşkın, Cebrail'e baktı. Hz. Cebrail derler ki, Hz Peygamber'e "su atın
üzerine Efendim, çocuklar hangi rengi istiyorsa o renge bürünsün".
Peygamber Efendimiz elbiselerin üzerine biraz su attıklarında Hz.
Hasan'ın elbisesi sarıya, Hz Hüseyin'in elbisesi kırmızıya dönüşür.
Cebrail ağlamaya başlar. Peygamber şaşkın, sorar; "Çocuklar memnun.
Niye ağlıyorsun?" "Efendim bunlar, bu iki renk Hasan'la Hüseyin'in
cennetteki köşkleri, manaları ve hakikatleridir." Ve daha sonra
Peygamber'e döner, "ne acı ki" der, "Hz Hasan zehirlenerek ve sarı
renkte vefat edecek. Hz. Hüseyin al kanlarla öbür aleme yürüyecek".
İşte bu iki renk, bu iki tecelli bize çok şey öğretir. Belki celalin
rengidir kırmızı. Celalin, hakikatin ortaya çıkışının, Allah'ın ilmiyle
tecellisinin, Allah'ın kudret ve kuvvetiyle bu aleme tecellisinin
rengidir kırmızı. Risale-i Nur ciltlerinin rengi de buradan gelir,
Bediüzzaman gibi sultanların adalet ve merhametten oluşan manevi
kişilikleri de.
Efendimiz, gözünün nuru Fatıma ile İslam'ın Zülfikar'ı ve Allah'ın
Arslanı'ndan olan bu iki gözbebeğine, 'oğlum' diye hitab ederdi.



Bir gün Hz. Fatıma gelerek Resulallah'a üzgün bir halde : "Hasan'la Hüseyin
kaybolmuşlar" diye dert yandığında, Pegamberimiz (sav) : "Korkma, Allah
onları korur " buyurdu ama bütün Medine seferber oldu. Sonunda Beni
Neccar ahırlığında buldular. İkisi uyuyor orada. Bir melek kanadının
birisini onlara döşek, birisini yorgan etmiş. Peygamberimiz uyandırmaya
kıyamıyor, bir onu öpüyor, bir bunu öpüyor ta uyanana kadar.
Uyandığında her birini bir omzuna aldı. Getiriyorken Hz. Ebubekir, "Ya
Resulallah, hiç değilse birisini biz taşısak? " buyurdu. "Hayır,
ikisini de ben taşıyacağım." Hz Ebubekir dedi: "Ne muhteşem binektir,
sizin bineğiniz, Resul-i Ekrem kainatın Efendisi sizi taşıyor." Bu
anlamda Hz. Resul (sav) buyurdu : "Ama onlar da çok muhteşem
binenlerdir."
Allah'ın kendilerini temiz kıldığı ve dinin temeli
olan adalet ilkesi uğrunda şehitlerinin arasına kattığı ehl-i beytin bu
büyük imamlarını sevmek, onların aşkıyla yanmak, onların izini sürmek,
bu aziz milleti dünyanın efendisi kılmıştır. Yeniden düştüğümüz yerden
kalkmanın biricik yolu da budur : Adalet ilkesine yapışmak, merhametli
olmak ve Yezid'in değil Hüseyin'in çağrısına uymak...


sadık yalsızuçanlar

Yorum: 0 :: Yorumlara bak (Yorum yollamak)
Kimler hatta?
Toplam 3 kullanıcı online :: 0 Kayıtlı, 0 Gizli ve 3 Misafir :: 1 Arama motorları

Kayıtlı Kullanıcılar: Yok
Arama motorları :Yahoo!


[ Bütün listeye bak ]

Sitede bugüne kadar en çok 44 kişi Perş. 22 Mart 2007 - 13:01 tarihinde online oldu.
.... ... ... ....