KapıKapı  AnasayfaAnasayfa  İletişimİletişim  SSSSSS  AramaArama  Kayıt OlKayıt Ol  Giriş yapGiriş yap  
 Mevlana'nın Başına Gelenler...Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
YazarMesaj
Editör
Editör



Kayıt : 21 02 2007
Mesajlar : 144
 : 


MesajKonu: Mevlana'nın Başına Gelenler...   C.tesi 11 Ağus. 2007 - 11:45


Mevlânâ’nın başına gelenler ışığında...


‘BU TOPRAKLAR’DAN söz açan bir insanın, ya ilk, ya ikinci, yahut üçüncü cümlede sözü birkaç isme getireceğini ezbere biliriz.

Biliriz, çünkü sittin senedir bıkkınlığa yol açan bir sıklıkla duymuşuzdur bunu.

‘Bu topraklar’ der demez, Mevlânâ’yı ilk, Yunus Emre’yi ikinci sırada zikreder birileri. Lutfederlerse, üçüncü ve dördüncü sırada Hacı Bayram-ı Velî ve Hacı Bektaş-ı Velî’yi de kaydederler. Bazılarının, işi Anadolu sınırlarına çıkarıp Ahmed Yesevî’yi de hatırladığı olur.

İlk sırada Mevlânâ’nın zikredildiği bu ‘bu topraklarda İslâm,’ ‘bu toprakların maneviyat erlerinin insan sevgisi, engin tevazuu ve hoşgörüsü’ türünden söylemler, hepimizde bir yanılsama üretir.

Bu kadar çok adı anılıyorsa, bu kadar çok biliniyor sanırız.

Oysa hayır. Mevlânâ, sağdan-soldan duyulan, “Ne olursan ol yine gel!” gibi kimisinin ona ait olduğu meçhul, üstelik aslî mecraından saptırılmış birkaç söz ve birkaç mesel dışında, hiç mi hiç bilinmemektedir.

Bu ülkede, istendiğinde Mevlânâ’dan beş vecize aktarabilecek kadar Mevlânâ bilen çok az insan vardır.

Bakıyorum da, Mesnevî okumuşluğuma rağmen, hızlıca okumuşluğumdan olsa gerek, benim de aklıma bir çırpıda beş vecize gelmiyor Mevlânâ’dan.

Gerisini varın siz kendi âleminizde kıyas edin. İsterseniz, çevrenizde bir ‘mini-anket’ gerçekleştirin.

Hele bu satırları okuyanlar arasında ‘gazeteci milleti’nden biri varsa, onlara bir haber-araştırma malzemesi: Siyasetçiden medya vaizine, Mevlânâ’yı dillerinden düşürmeyenlere gidin, Mevlânâ’dan daha o an hatırlanıp zikredilmek üzere beş vecize isteyin.

Sonucun ne olacağını ben kendimden bilebiliyorum.

Mevlânâ, adı bilinen, kendisi bilinmeyen bir velîdir. Adı üzerinde durulmuş, eseri üzerinden geçilmiştir.

Mevlânâ, bilmediği halde bilmiş gibi yapanların elinde bir blöf malzemesidir.

Yahut, ‘gönlündeki İslâm’a—ki bu ‘gönüldeki’nin İslâm’la iler-tutar neresinin olduğu ayrı bir muammadır!—tarihsel bir zemin ayarlama ihtiyacı hissedenlerin elinde bir ‘âlet’tir.

Her hâlükârda, Mevlânâ bir tüketim malzemesidir.

‘Bu topraklarda,’ Mevlânâ, TÜKETİLMİŞTİR!

Evet, eğriye eğri; Mevlânâ tüketilmiştir!

Yoksa niye ortalık ‘Mevlânâ’dan aparmalar’ türü kitaplardan geçilmezken Mevlânâ bu kadar az bilinir olsun?

Niye ortalıkta doğru dürüst bir Mesnevî tercümesi ve şerhi olmasın; yahut bu bu kıvamdaki bir-iki örnek de ‘en çok satanlar’ arasında değil de ‘en çok depoda duranlar’ arasında yer alsın?

Niye Mesnevî’nin Farsça orijinali ve Türkçe tercümesini beraberce basmak bir yayıncıya nasip olmamış olsun?

Niye ‘bu topraklar’ın gözbebeği Mevlânâ’nın Mesnevî’sini yazıldığı dilden okuyup anlayacak çok az sayıda insan bulunsun ve onların da yarıdan çoğu bu işten ekmek yiyen uzmanlar olsun?

Ve niye, hepsini bilene yarım milyon YTL kazandıracak bir bilgi yarışmasında ‘kolay’ sorular sırasında yer aldığı halde Mevlânâ’nın başeseri Mesnevî’yi bilemeyenler çıksın, Mesnevî’nin yazıldığı dil sorulduğunda tökezleyenler çıksın?

Demek ki, çok konuşulmak her zaman hayra alâmet olmayabiliyor.

Çok konuşulmak, bir kullanma, hatta tüketme haline işaret edebiliyor.

• Çok konuşulup az okunduğu bir zeminde;

• Yazdıklarının ‘algının seçiciliği’ içinde çarpıtıldığı bir zeminde;

• Hayatını beş vakit namaz üzere ikame ettiği halde ‘namazsız-niyazsız Müslümanlık’ söylemine âlet edildiği bir zeminde;

• Mesnevî’sinin büyük kısmı doğrudan Kur’ân âyetlerinin izahı sadedinde olduğu, bir o kadar büyük kısmı da hadislere dayandığı halde Kur’ân’dan ve hadisten soyutlanarak anıldığı bir zeminde;

• Hatta birilerinin dillerinin ucunda olup da söyleyemedikleri üzere, Muhammed-i Arabî aleyhissalâtu vesselamın mümessili olduğu ‘Arap İslâmı’na karşı ‘Türk İslâmı’nın sancaktarı gibi sunulmak istendiği bir zeminde

Hayatımızda ‘Mevlânâ etkisi’nden, ‘Mevlânâ mührü’nden, ‘Mevlânâ ışığı’ndan bahsedebilir miyiz bugün?

Yoksa hoyratça kullanıp orta yerde bıraktığımız bir ‘Mevlânâ posası’ mıdır sözkonusu olan?

Paçavraya mı döndürülmüştür Mesnevî, bizim ‘keyfine göre İslâm’ üretmek isteyen hoyrat ellerimizde?

Bu ikiyüzlülüğe bir son verelim artık.

Mevlânâ değerliyse, değerini bilelim.

Ve ey Risale-i Nur’u ‘herkese mal etme’ derdinin mümessilleri!

Size de kıssadan hisse:

Herkes ondan bahsetsin diye, Bediüzzaman’ın o güzelim hayatından bir ‘pop ikonu’ üretmeye kalkışıp Bediüzzaman’ın akıbetini de Mevlânâ’nın akıbetine çevirmeyelim.

Bir ‘tüketim malzemesi’ haline getirerek Mevlânâ’ya veya Yunus Emre’ye yapılan terbiyesizlik yeter de artar bile. Bu listeye bir de Bediüzzaman’ı ekletmeyelim.

_________________
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Misafir
Misafir




MesajKonu: Geri: Mevlana'nın Başına Gelenler...   C.tesi 11 Ağus. 2007 - 13:14

bakmakla görmek yada anlamadan anlatmaya kalkmak...arasındaki farkı hatırlattınız bizlere Allah razı olsun inşaallah...
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
blue
Gönül Dostu
Gönül Dostu



Kayıt : 04 09 2006
Mesajlar : 68
Kitap okur musun : Eveeet :D
 : 


MesajKonu: Geri: Mevlana'nın Başına Gelenler...   C.tesi 11 Ağus. 2007 - 15:58

Bunu yazan kardeşimiz Konya'da ömür geçirmişmidir bilmek lâzım gelir önce.

Öyleki yazısında çok haklı olduğu ama bir o kadarda garip cümleler kurduğunu söylemeden geçemeyeceğim.

Evet etrafımda öyle insanlar gördüm ki Hz. Mevlâna bir tarafta dünyadan haberleri yok.

5 Senedir Semazenim ve Hz. Mevlâna'nın izinde gitmeye çalışıyorum.

Ama gelin görünki etrafımda öyle semazen arkadaşlar varki Hz.Mevlâna desen sadece "ya olduğun gibi görün ya göründüğün gibi ol." dur.

Başlıkta Mevlâna'nın başına gelenler yazılmış, Tövbe onun başına birşey gelmemiştir eğer gelecek bitşey varsa o da bizim başımızadır.

Bu topraklar denince Aklıma İlk Mevlâna sonra Şems Sonra Yunus Sonrada Üstad gelir hakeza hepsininde yeri ayrıdır.

Büyüklükleri akla geliş sırasına göre değildir.

Evet doğru söylemiş Metin kardeş.

Etrafta Mevlâna dilinde olan kimi kimseler onun hayatına ve şahsına dair hiçbirşey bilmez.

En son örneği kendi okulumuzun düzenlediği "Mevlana nın izinde hoşgörü olimpiyatı" oldu. Sanıyordumki her tarafta Mevlâna yı ve onun eserlerini duyacağız. Ama övgü ve gösteriş için yapılan ödül töreninden başka birşey göremedim vesselâm.

Kime Mevlanayı sorsanız herkes "gel ne olursan ol gel" der ama içlerinde Hz. Pirin Dergâhına gidip onu ziyaret eden azdır.

Kimi farklı dinden olanlara gavur denir ama onlar bile ziyarete gelir.

Konya cahil biz ne yapsak boş.

Bir konuyada açıklık getirelim.

Gel yine Gel sözü Mevlâna'yı ziyarete gelen bir şairin naklediği bir şiirdir.

Üç kişinin halinden anlarmı ham
Söz uzar kesmek gerekir vesselam
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
fuat
Misafir




MesajKonu: Geri: Mevlana'nın Başına Gelenler...   Çarş. 15 Ağus. 2007 - 14:51

Allah razı olsun çok anlamlı bir yazı gerçekten.. Vesselam..
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Mevlana'nın Başına Gelenler...Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
 :: Arşiv :: Arşiv :: Editorial-