
|
| | | Yazar | Mesaj |
|---|
Editör Editör

Kayıt : 21 02 2007 Mesajlar : 144 :

| Konu: Her Yer Kerbela Perş. 17 Ocak 2008 - 20:18 | |
| Her Yer KerbelaYeryüzünün dört bucağında mazlum kanının oluk oluk aktığı bir zamandaKerbela'yı hatırlamanın vaktidir: Ben Kerbela'yım, Ali'nin gözyaşıyım,etiyim, kanıyım, canıyım. Peygamber'in katında kim Ali'den daha değerliolabilir ki! Ben Ali'nin hüznüyüm, ben Hüseyin'im. Şehitlerin efendisiHamza'yım ben. Savaş alanına gönderilen Ali'nin kılıcıyım, Zülfikar'ım ben. Hangisöz benden daha keskin olabilir ki! Ben Zeynep'in gönül sırrıyım.Sakine'nin ruhuyum.Cebrail'in kanadıyım, Muhammed'in yetimiyim. Beni Oyetiştirmişti, kendisi de yetimdi, yetimlerin sığınağıydı. Ben onuneviyim, onun soyu, onun kanıyım, Kerbela'yım ben. Serden geçenlerinotağıyım, cesaret ve erdemin çadırıyım, bana gelin. Çok inanmışınyolunu kesmiş, kılıcına çok mazlum kanı bulaşmış biriydi Hürr. Düşmansafından çekilip bana gelirken önce Eba Abdullah'la karşılaştı. Haremçadırının önünde bekliyordu. Ona selam vererek, 'ben günahkarım, yüzükarayım, yolunuzu kesen o suçlu kimseyim...' diyerek af diledi.Çocuklarım Hürr'ü görmüş, ürkmüşlerdi. Bağışlanmak için yalvarıyordu.Tövbe ediyor, dönüyordu. Bana, dönüşünün kabul edilip edilmediğinisordu. 'Neden olmasın' dedim, 'dönen, hiç işlememiş gibidir'. Dünyalaronun oldu, sevindi, gönlü şenlendi. 'Artık' dedi, 'kanımı sizinle,sizin yolunuzda akıtmam için bana izin verin. Bana fırsat verin,kılıcım size kastedenlerin kanını döksün.' Eba Abdullah, 'ey Hürr' diyeseslendi, 'sen bizim konuğumuzsun, in atından, seni kabul edelim'. Bir keresinde Muaviye'ye şöyle bir mektup yazmıştım: 'Seninlesavaşmamam, görevimi hakkıyla yerine getirememe gibi bir kusurla karşıkarşıya kalma kaygısındandır.' Herkes sanıyordu ki korkuyorum,zalimlerle savaşmanın gerekli olmadığına inanıyorum. Oysa Mekke'yi terkederken bıraktığım yazılı notta şöyle demiştim: 'Bozgunculuk, azgınlıkve zulüm yapmak için Medine'den ayrılmamıştım ben. Dedemin ümmetinidüzeltmek, babamın yolunu diriltmek için kıyam ediyorum.'Zulme direnen kahramanlar nerede?Müslim'in şehit olduğunu öğrendiğimde, 'acaba' dedim, 'adaletinyerle bir edildiğini görmüyor musunuz? Bütün bu bozgunculuğu ve onuyapanları görmüyor musunuz? Kimse zulme ve fesada karşı direnmiyor,görmüyor musunuz? Böylesi bir dünyada, müminlerin canını hiçe saymasıgerekmiyor mu? Ben İmam Hüseyin'im, ödevim de budur, bu yüzden kıyamediyorum. Dünyanın zulüm kılıcıyla doğrandığı bir zamanda ölümü sonsuzmutluluğun kapısı biliyorum. Zalimlerle ve zorbalarla birlikteyaşamaktansa ölmeyi seçiyorum.' Bin kişilik bir süvari birliğiningözetiminde beni Kufe'ye götürürlerken, onlara şöyle dedim: 'Allah'ınilkelerini değiştirmeye kalkışan, inanmışların ortak malını bir kişinintasarrufuna veren, sınırları çiğneyip tersyüz eden, Müslümanlarınkanını değersiz gören zalim bir sultanın yaptıklarını görür de sessizkalırsanız, yarın onun yerine siz ateşe atılırsınız. Bugün saltanatsürenler böyledirler. İlahi sınırları hiçe sayıp çiğniyorlar.Müslümanların beytü'l-malını yağmalıyorlar. O halde sessiz kalmayın,onlar gibi olmayın. Dedemin ilkelerini uygulamak öncelikle bana düşer.'Herkesi bir kan korkusu sarmıştı. Yüreği ateşteki tencereden dahakızgın olanların öfkesi üstün geldi. Şimr bunlardan biriydi, söz aldı,ayağa kalkıp şöyle dedi: 'Ey emir, o, kuşkusuz yanılıyor, Hüseyin artıksenin avucundadır, şayet bu kargaşadan kurtulursa, seni asla yaşatmazve iş daha da zorlaşır. Görmüyor musun, onun ne kadar çok yandaşı,babasının ne kadar çok bağlısı ve izleyeni var, ne kadar çok seviliyor,yarın buraya akın edecek ve dünyayı başına yıkacaklar.' Ubeydullah'ıniçinde uyuyan nefret ateşi harlandı, dalgınlıktan sıyrılır gibitoparlandı, kendine geldi ve, 'haklısın' dedi Şimr'e. Sa'd'ın oğlunahiddetlenerek, 'bu adam neredeyse aklımızı karıştırıp bizi yanıltacakve gafilce avlanmamıza neden olacaktı.' Zaman yitirmeksizin bir mektupyazdı ona, 'seni oraya, bize öğüt veresin diye göndermedik, sen birgörevlisin, ne söyleniyorsa uyacak, ne emrediliyorsa yapacaksın. Sananeyi buyuruyorsam, sorgulamaksızın uygula, eğer buna uymayacaksanderhal görevini bırak ve kenara çekil.' Şimr, mektubu alıp, Tasuagününün ikindi vakti Kerbela'ya ulaştı. Hüseyin için en sıkıntılı gündübu gün, kuşatma altındaydı. Şimr, Sa'd'ın oğlu Ömer'e mektubu verdi.'Ben, Peygamber'in torunuyla savaşmayacağım, onun kanınıdökmeyeceğim' diyeceğini sanıyordu, böylece boynunu vuracak ve yerinegeçecekti. Umduğu gibi olmadı. Otuz bin kişilik ordu, Hüseyin'inçadırını çevreledi, taşkın bir sel gibi akmaya, kaynamaya başladı.Atların ve insanların çığlıkları karıştı, çölde yankılandı. Zeynep,çadırda, hasta olan Zeynelabidin'in başındaydı. Hemen dışarı fırladı.Düşman birlikleri çemberi daraltıyordu. Hüseyin'in çadırına koştu,'kalk kardeşim kalk' dedi, 'olanları görmüyor musun? Bak neler oluyor?'Hüseyin, 'sakin ol' dedi, 'şimdi dedemle konuşuyorum. Bana, Hüseyin'imdiyor, yakında bana geleceksin, cennette birlikte olacağız, ayrılıksona eriyor.' Zeynep çadırın perdesini araladı, gözü dönmüş düşmanınçığlıklarını dinledi, gökyüzüne baktı. Yıldızlar kayıyor, yanıpsönüyor, kızıl bir gökkuşağı beliriyordu. Hiçbir şey, Aşura gecesikadar Zeynep'e zor gelmemişti. Çadırına döndü. Silahların hazırlanmasıgerekiyordu. Ebuzer'in azatlısı Cevn yan çadırda silah hazırlığıyapıyordu. Hüseyin, 'bu gece çadırlarınızı birbirine yaklaştırın'demişti. Zeynelabidin'in hasta yattığı, Zeynep'in başında iyileşmesinibeklediği o gece, yan çadırda Hüseyin, Cevn'in yardımıyla kılıcınıbiliyor ve şöyle diyordu: 'Ey zaman! Ne kadar zalimsin! İnsandandostlarını alırsın! Evet böylesin. Ama hiçbir şey senin elindedeğildir. Biz, O'nun buyruğuna baş eğmişiz.' Zeynep hıçkırıklarınıiçine gömüyor, Zeynelabidin'le birlikte soluğunu tutmuş Hüseyin'idinliyordu. Nihayet kendini tutamadı, yeğeniyle birlikte hıçkırıklarınıbıraktı, 'n'olurdu böyle bir günü görmeseydim! Allah'ım, canımıalsaydın da böylesi bir acıya tanıklık etmeseydim!' diye yakararakHüseyin'in çadırına gitti. Başını göğsüne yasladı.Hüseyin, 'güzel kardeşim' diyordu, 'sakin ve sabırlı ol, şeytanşefkat ve merhametini senden gidermesin. Dedem Allah'ın habercisiydi,senden benden üstündü, babam, annem ve kardeşim benden öndeydi,değerliydi. Bak hepsi ahiret yurduna göçtü. Ben de onların yanınagidiyorum, gerçek yurduma kavuşuyorum.' Zeynep, 'canım kardeşim' dedi,'doğru söylüyorsun, bizden öncekiler gitti. Dedem, babam, kardeşlerimdünyadan ayrıldı. Varlığıyla yüreğime huzur veren birkaç kişi vardı.Eğer seni de yitirirsem, bundan böyle, bu dünyanın ağırlığına nasıldayanırım?' Hüseyin, hemen Abbas'ı çağırdı. 'Yanına birkaç kişi al,gidip bir yokla bakalım, bir haber var mı?' Abbas gitti ve onlara,'kardeşim ne zaman çarpışacağımızı öğrenmek istiyor' dedi. Ömer, 'onasöyle' dedi, 'ya teslim olacak veya ölecek' Abbas döndü, sözünü iletti.Hüseyin, 'teslim olmayacağız' dedi, 'kanımızın son damlasına kadarsavaşacağız. Şimdi git, onlara da hatırlat, bu, Hüseyin'in bir gecedaha yaşamayı ganimet bilmesi demek değildir. Bu geceyi, Rabb'ime niyazve yakarışta bulunmak için geçirmek istiyorum.' Hüseyin, geceyi kullukve niyazla geçirdi. Gün ışırken dostlarına şöyle seslendi: 'Sizlerbenim göz aydınlığımsınız. Hepinizden memnunum ve size teşekkürborçluyum. Hiçbir kaygı ve korku yok içimde. Şunu iyi bilin, onlarınderdi benim. Eğer bana uyduysanız, hepinize izin veriyorum, özgürsünüz.En küçük bir gönül kırıklığı duymam, kendisi de rahat olsun.' Herkes,'Senin yolunun kurbanıyız biz' diye seslendi. Kerbela günün ilkışıklarıyla yıkanırken çarpışma başladı.Onlar yanarken, ben nasıl serinlerim?Kasım on üç yaşındaydı. Hasan'ın yadigarıydı. Boyuna uygun birkılıç bulunamamıştı. Silahsız, sadece cesaretiyle sürmüştü atını.Başına aldığı bir kılıç darbesiyle attan düştü. Yuvarlandıktan sonra,kanlar ve acılar içinde, 'amca yardım et, amca beni bul, bana yetiş'diye inledi. Ömer'in askerlerinden gözü dönmüş onlarca kişi, boynunuvurmak için çevresinde toplanmıştı ki, Hüseyin'in avına doğruhareketlenen bir aslan gibi atını üzerlerine sürdüğünü gördüler.Tilkiler gibi kaçışmaya başladılar. Kasım'ın başını gövdesinden ayırmakiçin ilk yeltenen kişi, kendi atının ayakları altında parçalandı.Çevreyi öylesine bir toz duman kaplamıştı ki göz gözü görmüyordu.Kargaşa dindikten sonra, Hüseyin, başını dizine aldı Kasım'ın.Ağlıyordu. Kasım, başını Hüseyin'in göğsüne iyice gömüyor, acıylakıvranıyor, ayaklarını yere vuruyordu. Daha fazla dayanamadı veçırpınarak ruhunu teslim etti. Hüseyin, cansız bedenini kucaklayarakçadırlara doğru yürüdü. Hüseyin, kana bulanmış bedenine baktı, onlarcahançer yarası, kılıç gölgesi gördü. Sonra bir serinlik yayıldı başına.Baktı, bir bulut gördü. 'Böylesi bir anda, güneşin yakıcı sıcağınıörten de kim?' 'Seni' diye seslendi bulut, 'doğumunda babanamüjdeleyen, kundağını annenle birlikte saran benim, ben bulut değilCebrail'im, söyle ne yapayım senin için, canımı iste vereyim.' 'Niçingeldin' diye seslendi Hüseyin, 'gölge etmene razı değilim, kanatlarınıçek, gökten beni seyreden dedeme engel oluyorsun. Bırak beni, gitonların üzerine aç kanatlarını. Durma, Necef'e ulaştır haberimi, oğlunölüyor ey Ali yetiş de, son bir kez basmak için onu bağrına koş, aceleet... Gelsin, alsın başımı göğsüne, sarsın sarmalasın beni, Kufelilerde görsün, benim Ali gibi bir babam var.'Gözü doymayan düşman, ah ki ne ah!Cebrail kanatlarını yaydı çöl ateşinde yatan bütün şehitlerinüzerine. Bir yağmur gibi, herkesin üzerine eşit yağdı. Hüseyinseslendi, 'durma git annemi getir bana, beni bu ateş değil, anneminözlemi dağlıyor.' Cebrail eğildi, kanatlarını Hüseyin'in kanına sürdü.Hüseyin'in kalbinden bir çığlık yükseldi. Cebrail göklere doğruhavalandı, gözden yitti. Düşmanın gözü doymuyordu. Malik çıkageldi bukez. Kanla yıkanmış başına kılıcını bir kez daha indirdi. Başıparçalandı, dağıldı. Yetmedi, Ebulhuluk atıldı, yayını gerdi, okuyaralı başına fırlattı. Hasin çıktı öne, dişlerini kırdı Hüseyin'in.Ebu Eyyub ardındaki onlarca kana susamışla sökün etti. Yaralı bedeninekimisi ok attı kimisi mızrak sapladı, kimisi taşladı... Ebu Eyyub,hırsını alamayıp bir oku eliyle sapladı gırtlağına. Onlar vurdukçaHüseyin şükrediyordu. Kanla yıkanan ellerini kaldırıp sabrediyordu.Ansızın bir ses duyuldu, yerle göğün arasından bir ses geldi. Yer vegökler titredi, Cebrail'di bu, Hüseyin'e usulca yaklaştı. Kanatlarıylayaralarını sıvazladı, selamların en güzeliyle selamladı, müjdelerin enbüyüğünü verdi. 'Çekilin, kenara çekilin, peygamberlerin sonuncusugeliyor, Hüseyin'in ziyaretine dedesi geliyor.' Hüseyin'in mutluluğunadiyecek yoktu. Bedenindeki yaralar bir anda iyileşti, kan durdu, acılardindi, susuzluğu bitti. Cebrail, müjdeliyordu, 'çekilin, kenaraçekilin, Allah'ın aslanı geliyor, ötelerin sultanı oğluyla özlemgidermeye geliyor. Ciğerleri zehirle parçalanmış olan Hasan geliyor,geceleri uykusunu feda eden annesi geliyor, gözlerini bağlamak, çekipyanına almak için kadınların en hayırlısı geliyor.' Hüseyin gözleriniaçınca Peygamber'i gördü. Başını dizlerine almıştı, dedesini gördü.Acılarını unuttu, candan geçti, yüreğinde güller patlamaya başladı,kızıl bir gülşene dönüştü. Düşmana çevirdi bakışlarını, soluğu yetesiyebağırdı, 'Zeynep'in kan ağlama vakti geldi, öldürün beni! Can üzrebırakmayın beni, acele edin, bu zalim dünyadan kurtarın, öldürün beni.Dünya sizin olsun, beni asıl yurduma gönderin!' Gözü dönmüş bir başkasıatıldı bu kez, hançeri kalbine sapladı. Ben Kerbela'yım, beni bir ağıttuttu. Hüseyin görünmüyor, nurdan halelere sarılmış. Hüseyin'iCebrail'ler örtüyor, gözlerden gizlendi. Ben Hüseyin'in yüreğiyim,sadece o görünüyor. Katiller korkuyla geri çekildiler. Başında Ali'yigördüler. _________________
 |
|  | | Editör Editör

Kayıt : 21 02 2007 Mesajlar : 144 :

| Konu: Geri: Her Yer Kerbela Cuma 18 Ocak 2008 - 1:31 | |
| Ali onlara da göründü. Kanat çırpan melekler göründü, Cebrail göründü. Ben Hüseyin'in kandan ve nurdan görünmeyen bedeniyim, yapayalnızım. Ondan başka ilah yoktur, çölden göklere yükseliyor sesim. Peygamber'in sakalına kan bulaştı, Hüseyin'in kanıyla yıkandı. Zalimleri kan tuttu, çöl kan denizine döndü. Hüseyin'in ağıdıyla yeri göğü doldurdu Fatma. Sakine çadırlarda kan ağladı, Zeynep bulutlara karıştı. Kıyamet Aşura günü için yas tuttu. Peygamberler ağladı, dünyanın çarkı çevrildi. Necef şahı başına vurup ağladı, figanı dünyayı yuttu. Peygamber imamesini alıp başını açtı. Gök ve yer titremeye başladı, Cebrail kanatlarını çekti. Diller tutuldu, gözler süzüldü, eller kırıldı, kollar düştü. Hüseyin'in yaralı sinesi cellat çizmesiyle ezildi. Nasıl kıydın ceylana kansız avcı? Sana bu söz yetmez, sana kıyamet gerekmez. Sana cennet gerekmez cehennem gerekmez. Nasıl kıydın Fatma'nın masumuna, Ali'nin canına, Muhammed'in gözbebeğine? Sana dünya gerekmez, ahiret gerekmez. Sana söz yetişmez, ateş yetişmez. Su vermeden hangi kurban kesilmiştir ey mel'un, dili dudağı kavruldu masumun, susuz kaldı, bir damla su verin. Boğazını hangi hançer keser ciğeri ateşle kavrulmuşun? Ben Kerbela'yım ey Muhammed. Gözlerimden yaş değil kan akar, çöl ateşinde zulüm hançeri yedim, zalime yakalandım ey Muhammed. Dağlanan yüreğimin hakkı için, günahsız dökülen kanların hakkı için ey Muhammed, yalvar O'na, güzel isimlerinin hatırı için yakar, kalkış günü yolundan gidenleri bağışlasın. Son sözü, tanıklık oldu Hüseyin'in. Gökler kara giyindi, yer sarsıldı ey Hüseyin. Saba rüzgarı esti, Cebrail tacını alıp ağladı ey Hüseyin. Kandiller söndü, Kerbela kanla yıkandı, ey Hüseyin. Sakine zalimlerin pençesine düştü, dostlarının evi talan edildi ey Hüseyin. Kerbela garibini susuz öldürdüler, Allah'ın gökleri yıkıldı ey Hüseyin!"
Sadık Yalsızuçanlar _________________
 |
|  | | |
| 1 sayfadaki 1 sayfası |
| | Bu forumun müsaadesi var: | Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
| | |
|